Aşağıdaki kurguda Feyzi Kavcı'yı bir mahkeme salonunda hakime gördüklerini anlatırken bulacaksınız. Yemin etme faslından sonra hakim duruşmayı açar ve Feyzi Kavcı başlar anlatmaya. İyi eğlenceler! Buyrun:
"Olayların şokunu hala üzerimden atamadım hakim bey. Ciddi bir sosyal vakayla karşı karşıyayız. Ama nedense kimsenin kılı kıpırdamıyor."
"Yorum yapmayın lütfen. Sadece gördüklerinizi anlatın."
"Pekala. Galatasarayın Benfica'yla maçı olduğu gündü. Gazetedeki işimi erken bitirince bir boşluk oldu ve panikle ben şimdi ne yapacağım diye dolanmaya başladım."
"Neden panik yaptınız?"
"Boşluklardan nefret ederim hakim bey. Ne zaman bir boşluk oluşsa delirecekmişim gibi bir hisse kapılıyorum. Kendimi bu yüzden sürekli meşgul ederim, ama işler her zaman istediğim gibi dönmüyor. Gelişmeler bazen sizi öyle durumlara sürüklüyor ki..."
"Tamam, uzatma, anladık. Kaldığın yerden devam et."
"Gazetede panikle dolanırken birden aklıma Ercan geldi. Kendisi çocukluk arkadaşımdır ve yaklaşık bir senedir de görüşmüyoruz. Boşluktan istifade bi ziyaret edeyim dedim. Tabiri caizse Ercan'ın bürosuna uçtum. Kapı hafif aralıktı. Kapıyı ittim. İçeri girdim. Sekreter Sabiha kapının karşısındaki masasında her zamanki gibi uyuyordu."
"Ne demek uyuyordu!?"
"Sabiha daima televizyona bakar hakim bey. Beni görmedi bile. Her neyse. Sonra ben usulca Ercan'ın odasına geçtim. Ercan beni görünce ayağa kalktı, coşkuyla sarıldık ve neredesin be birader dedi. Ben de kendisine depresyondayım, bu yüzden gelemedim dedim. Şaşırdı tabii. Ve rahatladı. Bilinmesini istemediği bir durumunu ben kendi adıma açıklayıp olağan hale getirince rahatladı Ercan ve hepimiz depresyondayız Feyzi dedi. Gülüştük. Sonrası yok."
"Nasıl yok!?"
"Ercan eline kumandayı alıp televizyonu açtı. Ben bu diziye bayılıyorum der demez televizyona kilitlendi. O dakikadan itibaren bırak konuşmayı, nefes bile almadı. Yemin ediyorum hakim bey. Görmeliydiniz. Hiç kıpırdamadı. Sanki karışımda bir robot oturuyordu. Korktum. Ses çıkarmadan bürodan ayrıldım."
"Siz roman anlatıyorsunuz. Stephen King'in korku romanlarını anlatarak hem benim zamanımı çalıyorsun, hem de adalet sisteminin çökmesine katkıda bulunuyorsun. Buna asla müsade etmem. Duruşmayı bitiriyorum."
"Durun hakim bey, anlatacaklarım bitmedi. Bürodan çıktığımda saat akşamın dokuzuydu. Galatasaray maçını seyretmek için eve hızlandım. Sokaklar boştu. Ekim ayından beri sokaklar erken boşalıyor bu şehirde. Kime rastlasam durumu soruyorum. Kriz var abi diyorlar. Havalar soğudu artık diyorlar. Ezbere laflar bunlar. Salıkuşu lokantasının önünden geçerken garsonların boş boş oturduğunu gördüm. Merakla geriye döndüm. Müşterilere ne oldu dedim. Garsonlar hep birlikte, birazdan Kurtlar Vadisi başlayacak abi dediler. Rahat izlemek için müşterileri kovmuşlar. Soğukkanlılığımı kaybetmeden hemen oradan ayrıldım. Evlerden silah sesleri yayılıyordu. Millet dizi seyrediyor. Duvarlara sırtımı vere vere evin kapısına vardım. Tam o esnada komşumuz Aynur, İpsiz Recep’i kurşunladılar diye ağlamaklı bir sesle evine koşuyordu."
"Alın bu herifi karşımdan!"
"Kendimi odaya zor attım. Sonra balkona çıktım..."
